İnsan Hakları Derneği (İHD) ve KHK’lı Platformları Birliği, 2016 yılında ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) döneminde çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler’in (KHK) yol açtığı hak ihlallerine dikkat çekmek amacıyla ortak bir basın açıklaması gerçekleştirdi.
Açıklamayı İHD Genel Sekreteri Osman İşçi okudu. Basın açıklamasına Yeşil Sol Parti, Hak İnisiyatifi ve Vicdan Vakfı temsilcileri de dayanışma amacıyla katıldı.
Açıklamada; cezaevlerinde ki 1.300 kadın siyasi tutuklu ile anneleriyle birlikte zorlu koşullarda cezaevinde büyümek zorunda kalan 891 çocuğun durumuna, kamu görevinden ihraç edilen 162 bin kişiye ve haklarındaki soruşturma süreci halen devam eden 600 binden fazla KHK mağduruna dikkat çekildi.
Aradan geçen 10 yıla rağmen KHK kaynaklı hak ihlallerinin sürdüğü vurgulanan açıklamada; hukukun üstünlüğü, masumiyet karinesi, adil yargılanma hakkı ve AİHM kararlarının derhal uygulanması ilkeleri temel alınarak, TBMM, siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşlarına çözüm çağrısı yinelendi.
BASIN AÇIKLAMASI METNİ
OHAL KHK’ları Bir İnsan Hakları Meselesidir
Kamuoyunun ve basın mensuplarının dikkatine,
2016’da ilan Olağanüstü Hal (OHAL) döneminde çıkarılan ve bir dizi hak ihlaline yol açan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) toplumun birçok kesimini derinden etkiledi.
Aradan geçen 10 yıla rağmen KHK’ların yol açtığı hak ihlalleri hala devam ediyor. İHD ve KHK’lı Platformlar Birliği olarak OHAL KHK’larının ihlallerinin giderilmesi çağrımızı yineliyoruz.
Hatırlanacağı üzere çıkarılan KHK’larla aralarında insan hakları örgütlerinin de olduğu çok sayıda sivil toplum örgütleri kapatıldı. Yüzbinlerce kamu görevlisi sadece KHK ekli listesinde isimlerinin yer almasıyla kamu görevinden çıkarıldı. Hukukun üstünlüğüne dayalı bir sistemde kritik öneme sahip olan savunma hakkı tanınmadı. Evrensel bir hukuk ilkesi olan masumiyet karinesi görmezden gelindi.
KHK’larla işten atılan insanların sosyal güvencesi, bazı meslek grupları bakımdan çalışma hakkı ellerinden alındı, pasaportları iptal edildi.
Tüm bu hususlar evrensel insan hakları ve özgürlüklerine aykırılık teşkil etmiştir. Ayrıca, temel haklar açısından eksik kaldığı için eleştirildiğimiz 12 Eylül Türkiye Cumhuriyeti Anayasasındaki güvenceleri de ihlal etmiştir. Benzer şekilde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve diğer uluslararası insan hakları sözleşmeleleri kapsamındaki haklar da ihlal edilmiştir. Çalışma yaşamında ayrımcılık yasağını düzeleyen ILO 111 Nolu Sözleşme de ihlal edilmiştir. 111 Nolu Sözleşmenin ILO’nun 10 temel sözleşmesi arasında yer aldığı ve sözleşmeye taraf olduğumuzu not etmek gerekir.
Bu süre zarfında binlerce kişi çalışma hakkına erişimde ciddi engellerle karşılaşmış; bu mağduriyetler yalnızca bireyleri değil, aileleri ve çocukları da derinden etkilemiştir. Bu tablo, toplumsal kutuplaşmanın sebeplerinden biri olmaya devam etmektedir. KHK meselenin yalnızca bir iç mesele olmadığını, uluslararası hukuk düzleminde de değerlendirildiğini vurgulamak isteriz. Örneğin,Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Yalçınkaya / Türkiye kararı, dijital mesajlaşma programı kullanımı, sendika/derneği üyeliği, bir bankada hesabı olmak gibi hususların tek başına, bireyselleştirilmiş değerlendirme, somut delil ve kast unsuru olmaksızın mahkumiyete esas alınmasının adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini tespit etmiştir. Şaban Yasak / Türkiye kararı ise, meslekten ihraç süreçlerinde etkili bir iç hukuk yolunun ve yeterli usuli güvencelerin bulunmamasının benzer hak ihlallerine neden olduğunu ortaya koymuştur.
Bu kararlar, ihlallerin belgelenmesi, adil yargılanma hakkı, çalışma hakkı, suçta ve cezada kanunilik, ayrımcılık yasağı ve etkili başvuru hakkı gibi temel ilkelerin Anayasal olarak bağlayıcı olması gerektiğini bir kez daha göstermektedir.
AİHM kararlarının istisnasız ve derhal uygulanması, hem bireysel mağduriyetlerin giderilmesi hem de hukuk devleti ilkesinin tesisi açısından zorunludur.
Bu süreçte bizi yönlendiren ilkeler nettir: hukukun üstünlüğü, masumiyet karinesi, adil yargılanma hakkı, bireysel sorumluluk ilkesi, ölçülülük ilkesi, insan onuru ve toplumsal barış.
Bu ilkeler herhangi bir siyasi görüşün değil, hukuk devletinin ve uluslararası insan hakları hukukunun evrensel gerekliliklerinin bir yansımasıdır.
Gündemde olan çerçeve yasa çalışmalarının, bu mağduriyetlerin hukuki bir zeminde çözülmesi için önemli bir fırsat olduğuna inanıyoruz. 4
Bu kapsamda:
KHK meselesinin, TBMM, siyaset kurumları, kamuoyu nezdinde yanından takip edilmesini ve çözüme dahil edilmesini,
AİHM kararlarının uygulanmasının izlenmesini,
Çerçeve yasa çalışmalarında tüm hukuki mağduriyetlerin ve evrensel hukuk ilkelerinin dikkate alınmasını,
İnsan hakları kuruluşları ile diyalog kanallarının açık tutulmasını talep ediyoruz.
Sonuç:
Geniş kapsamlı ve gerçek bir çözüm ancak diyalog, hukuki ve demokratik yöntemlerle yani insan hakları ilkeleriyle mümkündür.
Kimsenin yıllarca hukuki belirsizlik içinde yaşamadığı, hukuk güvenliğinin ve toplumsal barışın kalıcı ve kapsayıcı olduğu bir düzende yaşamak istiyoruz.
KHK’lı ihraçlarla ilgili sorunun giderilmesi bakımından gerekli süreçlerin işletilmesi için hükümete, TBMM’ye, siyasi partilere, sivil toplum örgütlerine çağrımızı yineliyoruz.
İnsan Hakları Derneği KHKlı Platformları Birliği
