🤝 Birlikte daha güçlüyüz. ⚖️ Adalet, uygulanırsa adalettir. 🚨 İhlaller bireysel değil, sistemseldir.
🤝 Birlikte daha güçlüyüz. ⚖️ Adalet, uygulanırsa adalettir. 🚨 İhlaller bireysel değil, sistemseldir.

KHK’yı Anlamak

Bölüm 1: Temel Kavramlar – OHAL ve KHK Nedir?

Olağanüstü Hal (OHAL) nedir ve Türkiye’de en son ne zaman ilan edilmiştir?

Cevap: Olağanüstü Hal (OHAL), anayasal düzeni veya temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketleri gibi olağanüstü durumlarda, devletin güvenliği sağlamak amacıyla başvurduğu özel bir yönetim usulüdür. Türkiye’de en son OHAL, 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişiminin ardından 20 Temmuz 2016 tarihinde ilan edilmiştir.

2016’daki OHAL ilanının gerekçesi neydi?

Cevap: 15 Temmuz 2016’da yaşanan darbe girişimi, 20 Temmuz 2016’da ülke genelinde OHAL ilan edilmesinin temel gerekçesi olarak gösterilmiştir.

OHAL ne kadar süreyle ve kaç kez uzatılmıştır?

Cevap: OHAL, 21 Temmuz 2016’dan itibaren üç ay süreyle ilan edilmiştir. Bu ilk sürenin ardından yedi kez daha üçer aylık periyotlarla uzatılmış ve toplamda iki yıl sürerek 18 Temmuz 2018 tarihinde sona ermiştir.

OHAL’in hukuki dayanağı hangi anayasa ve kanun maddeleridir?

Cevap: 2016 yılında ilan edilen OHAL’in hukuki dayanağı, o dönemde yürürlükte olan Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu’dur. Hükümet, bu yasal yetkilere dayanarak OHAL ilan etmiştir.

Kanun Hükmünde Kararname (KHK) nedir?

Cevap: Kanun Hükmünde Kararname (KHK), yürütme organının (Bakanlar Kurulu veya Cumhurbaşkanı), yasama organının (TBMM) yetki alanına giren konularda, kanun gücünde düzenleme yapmasını sağlayan bir hukuk aracıdır. OHAL döneminde çıkarılan KHK’ler, bu olağanüstü rejimin gerektirdiği tedbirleri almak amacıyla kullanılmıştır.

OHAL KHK’leri ile olağan dönem KHK’leri arasında ne fark vardır?

Cevap: Temel fark yargısal denetim noktasındadır. Anayasa’ya göre olağan dönemde çıkarılan KHK’ler Anayasa Mahkemesi’nin denetimine tabiyken, OHAL döneminde çıkarılan KHK’lerin Anayasa’ya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’nde dava açılamayacağı hüküm altına alınmıştır. Bu durum, OHAL KHK’lerini yargı denetiminin dışında bırakmıştır.

2016-2018 OHAL döneminde toplam kaç adet KHK çıkarılmıştır?

Cevap: 2016-2018 OHAL döneminde Bakanlar Kurulu tarafından toplam 32 adet KHK çıkarılmıştır.

Bu KHK’ler nasıl kanunlaşmıştır?

Cevap: Anayasal prosedür gereği, çıkarılan KHK’lerin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) görüşülerek onaylanması ve kanun haline getirilmesi gerekmektedir. 2016-2018 döneminde çıkarılan 32 KHK’nin tamamı, TBMM Genel Kurulu tarafından onaylanarak kanunlaşmıştır.

Bir KHK’nin kanunlaşması, hukuki niteliğini ve yargısal denetimini nasıl değiştirir?

Cevap: Bu süreç, yargısal denetimden kaçınma mekanizmasının merkezinde yer alır. Anayasa Mahkemesi (AYM), Anayasa’nın 148. maddesi uyarınca OHAL KHK’lerini denetleme yetkisi olmadığını belirtmiştir. Ancak bir KHK, TBMM tarafından onaylanarak kanunlaştığında, artık bir KHK değil, bir kanun haline gelir ve teorik olarak AYM denetimine tabi olur. Ne var ki, pratikte AYM bu kanunlara yönelik iptal başvurularını büyük ölçüde reddetmiş veya incelemeleri OHAL sona erdikten yıllar sonrasına erteleyerek denetimi işlevsiz kılmıştır. Böylece KHK’ler hem çıkarıldıkları dönemde hem de kanunlaştıktan sonra etkili bir yargısal denetimden büyük ölçüde muaf kalmıştır.

Çıkarılan KHK’lerin TBMM’de görüşülme ve kanunlaşma süreçleri ne kadar sürmüştür?

Cevap: KHK’lerin kanunlaşma süreçlerinde önemli gecikmeler yaşanmıştır. Örneğin, 2016 yılında çıkarılan bazı KHK’ler 14-16 ay sonra, 2017 yılında çıkarılan 18 KHK ise 13 ay sonra, 2018 yılı içinde TBMM’de görüşülerek kanunlaşmıştır. Ayrıca, 32 KHK’den 31’i ilgili komisyonlarda görüşülmeden doğrudan Genel Kurul’a sunularak yasama denetimi süreci de zayıflatılmıştır.

Anayasa Mahkemesi (AYM), OHAL KHK’lerini denetlemiş midir?

Cevap: Hayır, denetlememiştir. Anayasa Mahkemesi, OHAL KHK’lerine karşı yapılan iptal başvurularını “yetkisizlik” gerekçesiyle reddetmiştir. Mahkeme, bu kararıyla önceki içtihadından dönmüş ve OHAL KHK’lerinin anayasallık denetimine tabi olmadığını belirtmiştir.

AYM’nin OHAL KHK’leriyle ilgili verdiği “yetkisizlik” kararının gerekçesi nedir?

Cevap: AYM’nin yetkisizlik kararının gerekçesi, Anayasa’nın 148. maddesidir. Bu madde, “olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesi’nde dava açılamaz” hükmünü içermektedir. Mahkeme, bu açık anayasal hüküm nedeniyle yargısal denetim yapamayacağına karar vermiştir.

KHK’ler kanunlaştıktan sonra AYM denetimi yapılmış mıdır ve sonuçları ne olmuştur?

Cevap: Evet, KHK’ler TBMM’de onaylanarak kanun haline geldikten sonra Anayasa Mahkemesi’ne iptal başvuruları yapılmıştır. AYM, bu kanunların şekil bakımından Anayasa’ya aykırı olmadığına karar vermiştir. Esastan incelemeye yönelik başvurular ise OHAL’in kaldırılmasından bir yıl sonra, 2019 ve 2020 yıllarında sonuçlandırılmış ve büyük ölçüde reddedilmiştir.

OHAL döneminde temel hak ve özgürlükler sınırlandırılabilir mi?

Cevap: Evet, hem ulusal hem de uluslararası hukuka göre OHAL gibi durumlarda, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan diğer yükümlülüklere aykırı olmamak kaydıyla temel hak ve özgürlüklerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir.

Uluslararası sözleşmelere (AİHS m. 15, MSHS m. 4) ve Anayasa’ya (m. 15) göre OHAL’de dahi dokunulamayacak “çekirdek haklar” nelerdir?

Cevap: OHAL döneminde dahi dokunulması yasak olan ve “çekirdek haklar” olarak adlandırılan temel güvenceler şunlardır:

  • Yaşam hakkı (meşru savaş fiilleri dışında)
  • İşkence ve kötü muamele yasağı
  • Kölelik ve kulluk yasağı
  • Kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi (suç ve cezaların geçmişe yürümezliği)
  • Din, vicdan ve düşünce özgürlüğü
  • Suçluluğu mahkeme kararıyla sabit oluncaya kadar kimsenin suçlu sayılamayacağı ilkesi (masumiyet karinesi)

Venedik Komisyonu’nun OHAL tedbirlerine ilişkin tavsiyeleri neler olmuştur?

Cevap: Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu, OHAL rejimi sırasında alınan tedbirlerin geçici, münferit ve ölçülü olması gerektiğini tavsiye etmiştir. Komisyon, tedbirlerin tehdidin başka türlü bertaraf edilemeyeceği durumlarda, sınırlı bir süre için alınması veya daha sonra iptal edilebilir nitelikte olması gerektiğini vurgulamıştır.

——————————————————————————– 

Bölüm 2: KHK Tedbirleri – Kapsam, İçerik ve Etkiler

KHK’ler ile toplam kaç kamu görevlisi ihraç edilmiştir?

Cevap: İnsan Hakları Derneği (İHD) raporuna göre, OHAL süresince çıkarılan KHK’ler ile toplam 135.147 kamu görevlisi görevinden ihraç edilmiştir.

Hangi meslek gruplarından yoğun ihraçlar yaşanmıştır?

Cevap: İhraçlar geniş bir meslek yelpazesini kapsamıştır. Özellikle öğretmenler (Milli Eğitim Bakanlığı’ndan 28.163 kişi), akademisyenler (çeşitli üniversitelerden 2.346 kişi), hakim ve savcılar (4.395 kişi), polisler, askerler, sağlık personeli ve diğer birçok kamu kurumundan memurlar yoğun bir şekilde ihraç edilmiştir.

İhraç edilen kişilerin isimleri neden KHK listelerinde açıkça yayınlanmıştır? Bu durumun “suçsuzluk karinesi” açısından anlamı nedir?

Cevap: İhraç edilen kamu görevlilerinin adları, soyadları ve sicil numaraları, KHK’lerin ekli listelerinde açıkça yayımlanmıştır. Bu uygulama, hukukun temel ilkelerinden olan suçsuzluk (masumiyet) karinesini ihlal etmektedir. Çünkü bu kişiler, haklarında kesinleşmiş bir yargı kararı olmaksızın, isimleri kamuoyuna ilan edilerek bir nevi “damgalanmış” ve peşinen suçlu ilan edilmişlerdir.

İhraç edilenlerin hukuki ve sosyal durumları nasıl etkilenmiştir?

Cevap: İhraç edilenler ağır hukuki ve sosyal sonuçlarla karşı karşıya kalmışlardır. Kamu görevinden çıkarılmalarının yanı sıra pasaportlarının iptal edilmesiyle seyahat özgürlükleri kısıtlanmıştır. Bu durum, pasaport iptali, çalışma izinlerinin iptali, sosyal güvenceden mahrum bırakılma ve özel sektörde dahi iş bulmanın engellenmesi gibi uygulamalarla kişilerin toplumsal ve ekonomik hayattan tamamen tecrit edilmesini ifade eden ve “sivil ölüm” olarak nitelendirilen ağır bir mağduriyete yol açmıştır.

KHK’ler ile ne tür kurumlar kapatılmıştır?

Cevap: KHK’ler ile çok çeşitli özel kurum ve sivil toplum kuruluşu kapatılmıştır. Bunlar arasında dernekler, vakıflar, sendikalar, özel üniversiteler, özel okullar, yurtlar, hastaneler, gazeteler, televizyon kanalları, haber ajansları ve yayınevleri bulunmaktadır.

Kapatılan kurumların (örneğin dernek, vakıf, üniversite) sayısal verileri nelerdir ?

Cevap: İHD raporundaki verilere göre, OHAL KHK’leri ile:

  • 1.607 dernek kapatılmıştır (183’ü sonradan açılmıştır).
  • 168 vakıf kapatılmıştır (23’ü sonradan açılmıştır).
  • 15 özel üniversite kapatılmıştır.
  • 19 sendika ve konfederasyonun faaliyetine son verilmiştir.
  • 934 özel okul ve 109 öğrenci yurdu kapatılmıştır. İHD raporunun farklı bölümlerinde bu sayıların toplamı 2.281 olarak da zikredilmektedir; bu rakam, okullara ek olarak kurs ve pansiyon gibi diğer özel eğitim kurumlarını da kapsamaktadır.
  • 35 özel sağlık kuruluşu kapatılmıştır.
  • Toplamda 201 medya ve yayın organı kapatılmıştır.

Kapatılan sivil toplum kuruluşları arasında hangi alanlarda faaliyet gösterenler vardı?

Cevap: Kapatılan sivil toplum kuruluşları arasında insan hakları, hukuk, kadın hakları ve çocuk hakları gibi kritik alanlarda faaliyet gösteren dernekler de bulunmaktaydı. Örnek olarak Çağdaş Hukukuçular Derneği (ÇHD), Özgürlükçü Hukukçular Derneği ve çocuk hakları alanında etkili çalışmalar yapan Gündem Çocuk Derneği gibi kuruluşlar kapatılmıştır.

Kapatılan kurumların mal varlıklarına ne olmuştur?

Cevap: 667 sayılı KHK uyarınca, kapatılan kurum ve kuruluşların tüm mal varlıkları (taşınır ve taşınmazlar, alacaklar, haklar) bedelsiz olarak Hazine’ye veya Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devredilmiştir. Bu kurumların borçlarından dolayı Hazine’den hiçbir hak talep edilemeyeceği de hüküm altına alınmıştır.

KHK’ler ifade ve basın özgürlüğünü nasıl etkilemiştir?

Cevap: KHK’ler ifade ve basın özgürlüğü üzerinde ağır bir baskı yaratmıştır. OHAL döneminde 67 gazete, 37 televizyon kanalı, 6 haber ajansı, 18 süreli yayın ve 29 yayınevi kapatılmıştır. Bu kapatmalar, farklı seslerin ve muhalif görüşlerin susturulmasına yol açarak medya çoğulculuğuna ciddi zarar vermiştir.

Örgütlenme özgürlüğü KHK’lerden nasıl etkilenmiştir?

Cevap: Örgütlenme özgürlüğü, KHK’lerle doğrudan hedef alınmıştır. Yüzlerce dernek, vakıf ve 19 sendikanın hiçbir yargı kararı olmaksızın, idari bir kararla kalıcı olarak kapatılması, bu hakkın özünü zedelemiştir. Kapatılan kuruluşlar arasında insan hakları, hukuk, kadın ve çocuk hakları alanında çalışan sivil toplum örgütlerinin bulunması, sivil alanın daraltılmasının en somut göstergelerinden biridir.

Sendikal haklar konusunda Venedik Komisyonu’nun eleştirileri nelerdir?

Cevap: Venedik Komisyonu, kapatılan kuruluşlarda özel hukuk çerçevesinde çalışan işçilerin ücret ve kıdem tazminatı gibi alacaklarının bir KHK ile ortadan kaldırılmasının, olağanüstü halin amacını aştığını ve iş hukukunda kalıcı bir değişiklik getirdiğini belirtmiştir. Komisyona göre bu durum, çalışanların çalıştıkları yerlerin sahiplerinin suçlarından sorumlu tutulamayacağı ilkesine aykırıdır ve angarya yasağını ihlal etmektedir.

KHK’ler adil yargılanma hakkını nasıl etkilemiştir?

Cevap: KHK’ler adil yargılanma hakkını ciddi şekilde zayıflatan düzenlemeler getirmiştir. Bunlardan bazıları şunlardır:

  • Gözaltı süresi 667 sayılı KHK ile 30 güne çıkarılmıştır.
  • Gözaltının ilk 5 gününde avukatla görüşme yasağı getirilmiştir.
  • Avukatların dosya içeriğini inceleme ve örnek alma yetkileri kısıtlanmıştır.
  • Örgütlü suç davalarında duruşmada en fazla üç avukatın hazır bulunabileceği kuralı getirilerek savunma hakkı sınırlandırılmıştır.

KHK’lerle getirilen düzenlemelerin kalıcı olup olmadığına dair ne söylenebilir?

Cevap: KHK’lerle getirilen düzenlemelerin ezici çoğunluğu, OHAL dönemini aşan kalıcı nitelikte değişikliklerdir. OHAL KHK’leri ile 154’ten fazla kanunda 1000’in üzerinde kalıcı değişiklik yapılmıştır. Venedik Komisyonu da bu durumu eleştirerek, OHAL KHK’lerinin yasal kurumlarda ve usullerde kalıcı yapısal değişiklikler getirmemesi gerektiğini vurgulamıştır.

OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu neden ve nasıl kurulmuştur?

Cevap: OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu, Avrupa Konseyi’nin tavsiyesi üzerine, AİHM’e yapılan on binlerce başvurunun yarattığı yığılmayı önlemek amacıyla bir iç hukuk yolu olarak kurulmuştur. 23 Ocak 2017 tarihli 685 sayılı KHK ile “olağanüstü hal kapsamında doğrudan kanun hükmünde kararname hükümleri ile tesis edilen işlemlere ilişkin başvuruları değerlendirmek ve karara bağlamak” amacıyla oluşturulmuştur.

Komisyonun görevi nedir?

Cevap: Komisyonun görevi; KHK’ler ile doğrudan yapılan kamu görevinden çıkarma, kurum kapatma, rütbelerin alınması gibi işlemlere karşı yapılan başvuruları inceleyerek kabul veya ret kararı vermektir.

Komisyona yapılan başvuru sayısı ve Komisyonun kararlarına ilişkin veriler nelerdir?

Cevap: Komisyona toplam 126.000 başvuru yapılmıştır. Bu başvurular, 125.678’i kamu görevinden çıkarma olmak üzere toplam 131.922 işleme ilişkindir. Komisyonun etkililiği, verilerle ölçüldüğünde son derece tartışmalıdır. Örneğin, OHAL döneminde 1.607 dernek, 168 vakıf ve yüzlerce medya kuruluşu ile özel okul kapatılmışken, Komisyon 2021 yılı faaliyet raporunda kapatılan kurumlarla ilgili yapılan başvurulardan sadece 61 tanesini kabul ettiğini açıklamıştır. Bu durum, Komisyonun on binlerce mağduriyet üreten idari kararları telafi etmede ne denli yetersiz kaldığını ve etkili bir hak arama yolu olmadığını göstermektedir.

Bu bölümde KHK tedbirlerinin sivil toplum, kamu yönetimi ve bireyler üzerindeki geniş kapsamlı ve kalıcı etkileri incelenmiştir. Bir sonraki bölümde, bu uygulamalara karşı ulusal ve uluslararası düzeyde yürütülen hukuki mücadeleler ve bu mücadelenin dönüm noktası niteliğindeki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Yüksel Yalçınkaya kararı analiz edilecektir.

——————————————————————————– 

Bölüm 3: Hukuki Mücadele – Yüksel Yalçınkaya Kararı ve AİHM İçtihadı

Yüksel Yalçınkaya kimdir ve neden yargılanmıştır?

Cevap: Yüksel Yalçınkaya, Kayseri’de görev yapan bir öğretmendir. 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrasında hakkında yürütülen soruşturma neticesinde, “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlamasıyla yargılanmış ve mahkûm edilmiştir.

Yalçınkaya’ya yöneltilen suçlama neydi?

Cevap: Yalçınkaya’ya yöneltilen suçlama, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 314. maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütüne üye olma suçudur.

Mahkumiyet kararında hangi deliller kullanılmıştır?

Cevap: Mahkumiyet kararının temel ve belirleyici delili, FETÖ/PDY’nin örgütsel iletişim aracı olarak kabul edilen ByLock isimli şifreli haberleşme programını kullanmasıdır. Buna ek olarak, yasal olarak faaliyet gösteren Aktif Eğitim-Sen sendikasına ve Kayseri Gönüllü Eğitimciler Derneği’ne üye olması da destekleyici delil olarak kararda yer almıştır.

Yalçınkaya, AİHM’e hangi haklarının ihlal edildiği iddiasıyla başvurmuştur?

Cevap: Yüksel Yalçınkaya, AİHM’e Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) üç temel maddesinin ihlal edildiği iddiasıyla başvurmuştur:

  • Madde 7 (Kanunsuz suç ve ceza olmaz)
  • Madde 6 (Adil yargılanma hakkı)
  • Madde 11 (Örgütlenme özgürlüğü)

AİHM Kararı: Madde 7 İhlali (Kanunsuz Suç ve Ceza Olmaz)

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 7. Maddesi ne anlama gelmektedir?

Cevap: AİHS Madde 7, “kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesini güvence altına alır. Bu ilkeye göre, hiç kimse işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç olmayan bir eylemden dolayı mahkûm edilemez. Bu madde, ceza normlarının açık, erişilebilir ve öngörülebilir olmasını, böylece bireylerin hangi eylemlerinin cezai sorumluluk doğuracağını önceden bilebilmelerini gerektirir.

AİHM, ByLock kullanımının delil olarak değerlendirilmesini Madde 7 açısından nasıl yorumlamıştır?

Cevap: AİHM, yerel mahkemelerin ByLock’u kullanmayı neredeyse otomatik olarak silahlı terör örgütü üyeliği suçuyla eşdeğer gören yorumunu eleştirmiştir. Mahkeme, salt ByLock kullanmanın, sanığın suç kastını (manevi unsuru) araştırmadan mahkûmiyete tek ve belirleyici delil olarak kullanılmasının, TCK md. 314’ün öngörülemez ve genişletici bir yorumu olduğunu tespit etmiştir.

Mahkeme, “salt ByLock kullanımının” mahkumiyete esas alınmasını neden “öngörülebilirlik” ilkesine aykırı bulmuştur?

Cevap: AİHM’e göre, Yargıtay’ın yerleşik içtihadı örgüt üyeliği için “süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk” gösteren eylemler ararken, ByLock davalarında bu kriterlerden vazgeçilerek sadece bu programın kullanılmasının yeterli görülmesi, kanunda yer almayan yeni bir suç tipi yaratılması (de facto suç ihdası) anlamına gelmektedir. Bu durum, bireylerin eylemlerinin sonuçlarını öngörmesini imkânsız kıldığı için “öngörülebilirlik” ilkesini ihlal etmiştir.

AİHM’in bu kararı, ByLock’un delil olarak kullanılamayacağı anlamına mı gelmektedir?

Cevap: Hayır. AİHM, ByLock’un delil olarak kullanılamayacağını söylememiştir. Ancak kararda vurgulanan şudur: ByLock kullanımı, bir mahkûmiyet için tek ve belirleyici delil olamaz. Yargı makamları, sanığın bu programı örgütün hiyerarşik yapısı içinde, örgütsel bir amaçla ve suç işleme kastıyla kullandığını başka somut delillerle ortaya koymalı, yani suçun manevi unsurunu (kast) titizlikle araştırmalıdır.

AİHS Madde 6 hangi güvenceleri içerir?

Cevap: AİHS Madde 6, adil yargılanma hakkını güvence altına alır. Bu hak, davanın bağımsız ve tarafsız bir mahkemede, makul sürede ve aleni olarak görülmesini içerir. Ayrıca, sanığın lehine ve aleyhine olan tüm delillere erişimini, bu delilleri tartışabilmesini sağlayan çelişmeli yargılama ve iddia makamıyla eşit koşullarda olmasını sağlayan silahların eşitliği gibi temel ilkeleri de kapsar.

AİHM, Yalçınkaya davasında “silahların eşitliği” ve “çelişmeli yargılama” ilkelerinin ihlal edildiğine neden karar vermiştir?

Cevap: AİHM, mahkûmiyetin temelini oluşturan ByLock verilerine ilişkin ham verilerin savunma tarafıyla paylaşılmamasını bu ilkelerin ihlali olarak görmüştür. Savunma, sadece istihbarat ve kolluk birimlerince bu ham veriler üzerinden hazırlanan raporlara erişebilmiş, verilerin aslına ulaşıp bunların güvenilirliğini ve doğruluğunu test etme imkânından mahrum bırakılmıştır. Bu durum, iddia makamı karşısında savunmayı dezavantajlı bir konuma düşürmüştür.

ByLock’a ilişkin “ham verilerin” savunma ile paylaşılmamasının AİHM kararındaki rolü nedir?

Cevap: Bu, Madde 6 ihlalinin temelini oluşturmaktadır. AİHM’e göre, dijital delillerin doğası gereği manipülasyona açık olmaları, bu delillerin kaynağı olan ham verilerin savunma tarafından incelenebilmesini daha da önemli kılmaktadır. Ham verilerin paylaşılmaması, savunmanın delillerin gerçekliğine ve güvenilirliğine etkili bir şekilde itiraz etme hakkını elinden almıştır.

Yerel mahkemelerin MİT ve KOM raporlarına dayanarak karar vermesi ve bağımsız bir inceleme talebini reddetmesi nasıl değerlendirilmiştir?

Cevap: AİHM, yerel mahkemelerin bu raporlara güvenerek hareket etmesinin tek başına bir ihlal olmadığını belirtmiştir. Ancak, savunmanın verilerin bütünlüğü ve güvenilirliğinin incelenmesi için yaptığı bağımsız bilirkişi incelemesi taleplerini gerekçesiz olarak reddetmesi veya yanıtsız bırakması, savunma haklarına getirilen kısıtlamaları dengeleyecek usuli güvencelerin sağlanmadığını göstermiştir. Bu durum, yargılamanın bir bütün olarak adil olmamasına katkıda bulunmuştur.

AİHS Madde 11 hangi hakkı güvence altına alır?

Cevap: AİHS Madde 11, herkesin barışçıl olarak toplanma ve başkalarıyla birlikte dernek kurma ve sendikaya üye olma hakkı da dahil olmak üzere örgütlenme özgürlüğünü güvence altına alır.

Yasal olarak kurulmuş bir sendika (Aktif Eğitim-Sen) ve derneğe üye olmanın suç delili sayılması AİHM tarafından neden Madde 11’in ihlali olarak görülmüştür?

Cevap: AİHM, yasal olarak kurulmuş ve faaliyet gösteren bir sendika veya derneğe üyeliğin, tek başına suç delili olarak kullanılmasının örgütlenme özgürlüğüne haksız bir müdahale olduğuna karar vermiştir. Mahkeme, hükümetin bu sendika ve derneğin yasa dışı faaliyetler yürüttüğüne veya terör örgütünün amaçlarına hizmet ettiğine dair somut kanıtlar sunamadığını, dolayısıyla bu yapıların “yasallık karinesinin” çürütülemediğini belirtmiştir. AİHM’in bu tespiti, OHAL döneminde KHK’ler ile yüzlerce dernek ve 19 sendikanın hiçbir yargı kararı olmaksızın idari kararlarla kapatılması uygulamasının, uluslararası hukukta örgütlenme özgürlüğünü ne denli temelden sarstığının bir yansımasıdır.

AİHM, bu tür üyeliklerin delil olarak kullanılabilmesi için hangi şartların gerektiğini belirtmiştir?

Cevap: AİHM’e göre, yasal bir dernek veya sendika üyeliğinin bir suçlamada delil olarak kullanılabilmesi için, yargı makamlarının o yapının terör örgütünün amaçları doğrultusunda faaliyet gösterdiğini ve üye olan kişinin de bu yasa dışı amacı bilerek ve bu amaçla hareket ederek üye olduğunu somut delillerle ortaya koyması gerekmektedir.

Yüksel Yalçınkaya kararının Türkiye’deki benzer on binlerce dava için anlamı nedir?

Cevap: Bu karar, Türkiye’de özellikle ByLock kullanımı, sendika ve dernek üyeliği gibi delillere dayanılarak “silahlı terör örgütü üyeliği” suçundan yargılanan veya mahkûm olan on binlerce kişi için emsal teşkil etmektedir. Karar, bu davalarda adil yargılanma, kanunilik ve örgütlenme özgürlüğü ilkelerinin nasıl uygulanması gerektiğine dair net standartlar belirlemiştir ve benzer davalarda AİHM’in aynı yönde ihlal kararları vereceğinin güçlü bir işaretidir.

Bu karardan sonra benzer durumdaki kişiler için “yargılamanın yenilenmesi” mümkün müdür?

Cevap: Yüksel Yalçınkaya’nın kendisi için Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 311. maddesi uyarınca yargılamanın yenilenmesi yolu açıktır. Ancak benzer durumdaki diğer on binlerce kişi için bu yol otomatik olarak açılmamaktadır. Onların da AİHM’e bireysel başvuru yapmaları veya iç hukukta yasal bir düzenleme yapılmasını beklemeleri gerekmektedir.

——————————————————————————– 

Bölüm 4: Miras ve Çözüm Yolları – Kalıcı OHAL ve Öneriler

OHAL 18 Temmuz 2018’de bittiğinde uygulamaları da sona erdi mi?

Cevap: Hayır, sona ermedi. OHAL’in resmen kaldırılmasının hemen ardından, OHAL dönemindeki pek çok uygulamayı kalıcı hale getiren yasal düzenlemeler yapılmıştır. Bu durum, insan hakları örgütleri tarafından “sürekli OHAL” veya “kalıcı OHAL” olarak tanımlanmıştır.

7145 sayılı kanun nedir ve neden “kalıcı OHAL kanunu” olarak nitelendirilmektedir?

Cevap: 25 Temmuz 2018’de kabul edilen 7145 sayılı “Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”, OHAL döneminde uygulanan birçok yetki ve kısıtlamayı en az üç yıl daha yürürlükte tuttuğu için “kalıcı OHAL kanunu” olarak nitelendirilmektedir. Bu kanun, olağanüstü hal rejimini olağan hukukun bir parçası haline getirerek OHAL’in fiilen devam etmesine neden olmuştur.

Bu kanunla hangi OHAL uygulamaları devam ettirilmiştir?

Cevap: 7145 sayılı kanunla devam ettirilen başlıca OHAL uygulamaları şunlardır:

  • Gözaltı süresinin terör suçlarında hâkim kararıyla dörder günlük sürelerle uzatılarak toplamda 12 güne çıkarılabilmesi.
  • Valilere, kamu düzenini bozabileceği düşünülen kişilerin belli yerlere giriş ve çıkışını 15 gün süreyle yasaklama yetkisi verilmesi.
  • Tutukluluğa itiraz ve tahliye taleplerinin dosya üzerinden karara bağlanabilmesi.

KHK’lerle yapılan mevzuat değişikliklerinin kalıcı olmasının sonuçları nelerdir?

Cevap: KHK’lerle 154’ten fazla kanunda yapılan kalıcı değişiklikler, hukukun üstünlüğü ilkesini aşındırmış ve temel hak ve özgürlükler alanını daraltmıştır. Savunma hakkını kısıtlayan, idareye geniş yetkiler tanıyan ve yargı denetimini zayıflatan bu düzenlemeler, OHAL sonrası dönemde de bir “korku iklimi” yaratarak sivil toplumun ve muhalif seslerin baskı altında tutulmasına zemin hazırlamıştır.

İnsan hakları örgütleri, OHAL sonrası dönemi nasıl tanımlamaktadır?

Cevap: İnsan hakları örgütleri, OHAL sonrası dönemi “sürekli OHAL”, “olağanlaşan OHAL” ve sivil toplum üzerindeki baskıların devam ettiği bir “korku iklimi” olarak tanımlamaktadır. Bu tanımlamalar, OHAL’in hukuki ve fiili etkilerinin resmen sona ermesine rağmen devam ettiğini vurgulamaktadır.

OHAL döneminde ve sonrasında insan hakları savunucuları, gazeteciler ve akademisyenlere yönelik baskılar nasıl devam etmiştir?

Cevap: Baskılar, özellikle “yargı yoluyla taciz” şeklinde devam etmiştir. İnsan hakları savunucuları, gazeteciler, avukatlar ve akademisyenler; terör örgütü üyeliği veya propagandası gibi ciddi suçlamalarla açılan davalarla karşı karşıya kalmışlardır. Bu davalar, sivil toplum faaliyetlerini engellemek ve muhalif sesleri susturmak için bir araç olarak kullanılmıştır.

Büyükada Davası’nın konusu nedir ve kimler yargılanmıştır?

Cevap: Büyükada Davası, 5 Temmuz 2017’de insan hakları savunucularının güvenliği konulu bir toplantı sırasında gözaltına alınan 10 insan hakları savunucusu ve daha sonra dosyaya eklenen Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Taner Kılıç’ın yargılandığı bir davadır. Sanıklar, “silahlı terör örgütüne üyelik” ve “örgüte yardım etmek” gibi suçlamalarla yargılanmışlardır.

Barış Akademisyenleri davalarında süreç nasıl işlemiştir ve AYM’nin kararı ne olmuştur?

Cevap: “Bu suça ortak olmayacağız” başlıklı bildiriyi imzalayan akademisyenler hakkında “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasıyla yüzlerce dava açılmış, birçoğu KHK ile ihraç edilmiştir. Yargılamalar sonucunda çok sayıda akademisyen hapis cezasına çarptırılmıştır. Ancak, 26 Temmuz 2019’da Anayasa Mahkemesi (AYM), bu yargılamaların akademisyenlerin ifade özgürlüğünü ihlal ettiğine karar vererek yeniden yargılama ve beraat kararlarının önünü açmıştır.

Cumhuriyet Gazetesi davasında hangi suçlamalar yöneltilmiştir?

Cevap: Cumhuriyet Gazetesi yönetici ve yazarları, “FETÖ ve PKK gibi terör örgütlerine üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek” iddiasıyla yargılanmışlardır. Dava sonucunda gazetenin önde gelen isimleri hapis cezalarına çarptırılmıştır.

Bu davalar, sivil toplum üzerindeki “yargı yoluyla baskı”nın örnekleri olarak nasıl değerlendirilebilir?

Cevap: Bu davalar, somut delillerden ziyade kişilerin kimlikleri, faaliyetleri ve muhalif duruşları nedeniyle açılmıştır. Yargı mekanizmasının, sivil toplum aktörlerini yıldırmak, faaliyetlerini engellemek ve kamusal alandaki eleştirel sesleri susturmak için bir baskı aracı olarak kullanıldığına dair güçlü göstergeler taşımaktadır.

Yaşanan hak ihlallerinin giderilmesi için hangi temel öneriler sunulmaktadır?

Cevap: Sivil toplum kuruluşları ve hukukçular tarafından sunulan temel öneriler şunlardır:

  • OHAL KHK’lerinin tüm sonuçlarıyla birlikte iptal edilmesi.
  • İşlevsiz olduğu belirtilen OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu’nun lağvedilmesi.
  • OHAL’i kalıcı hale getiren 7145 sayılı kanun gibi düzenlemelerin iptal edilmesi.

Kamu görevinden ihraç edilenlerle ilgili olarak nasıl bir çözüm önerilmektedir?

Cevap: Önerilen çözüm, kademeli bir yaklaşım içermektedir. Devlet adına güç ve yetki kullanan kritik pozisyonlardaki (hakim, savcı, üst düzey asker/polis vb.) kişiler için adil yargılanma hakkı güvenceleriyle yargılamaların yenilenmesi; diğer kamu görevlilerinin ise doğrudan görevlerine iade edilmesi talep edilmektedir.

7145 sayılı kanun gibi düzenlemelerle ilgili talep nedir?

Cevap: Temel talep, OHAL rejimini kalıcı hale getiren ve temel hak ve özgürlükleri anayasaya aykırı şekilde kısıtlayan 7145 sayılı kanunun ve benzeri düzenlemelerin tamamen iptal edilmesidir.

AİHM’nin Yalçınkaya kararı ışığında, benzer durumdaki on binlerce dosya için yasal bir düzenleme yapılması önerilmiş midir?

Cevap: Evet. Yüksel Yalçınkaya kararının ardından, benzer durumda olan ve haklarında kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunan on binlerce kişinin AİHM’e başvurmasını beklemeden, iç hukukta bir çözüm üretilmesi önerilmektedir. Bu kapsamda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 311. maddesinde bir değişiklik yapılarak, AİHM’in yapısal bir sorunu tespit ettiği durumlarda benzer mağduriyet yaşayan kişilerin de “yargılamanın yenilenmesi” yoluna başvurabilmesinin önünün açılması gerektiği belirtilmektedir.

Terörle mücadele ile temel hak ve özgürlüklerin korunması arasındaki denge nasıl kurulmalıdır?

Cevap: Terörle mücadelenin hukuk devleti ilkeleri ve temel insan hakları standartları çerçevesinde yürütülmesi esastır. Hukuk dışına çıkılarak yürütülen bir mücadelenin meşruiyetini yitireceği ve uzun vadede devleti zayıflatacağı belirtilmektedir. Demokratik bir hukuk devletinin gereği olan adil yargılanma, savunma hakkına saygı ve örgütlenme özgürlüğü gibi ilkelerin uygulanması, terörle mücadeleyi zafiyete uğratmayacak, aksine güçlendirecektir.