🤝 Birlikte daha güçlüyüz. ⚖️ Adalet, uygulanırsa adalettir. 🚨 İhlaller bireysel değil, sistemseldir.

KHK Meselesi: Artık Çözüm Zamanı

X
WhatsApp
Email
Threads
Facebook
LinkedIn

AİHM Büyük Dairesi’nin 2023 tarihli Yalçınkaya kararının ardından Demirhan, Bozyokuş, Karslı ve Seyhan davalarında da benzer ihlal tespitlerine yer verildi. Bu içtihat çizgisine bugün bir yenisi daha eklendi: Büyük Daire, Şaban Yasak / Türkiye davasında AİHS’nin 7. maddesi kapsamında ihlal tespit etti. Mahkeme, Türk yargısının başvurucunun örgütün terör niteliğini bildiğini ve bu bilinçle hareket ettiğini somut biçimde ispatlayamadığını; Bank Asya, tanık beyanı ve HTS gibi delillerin örgüt üyeliği kastını ortaya koymak bakımından yeterli olmadığını hükme bağladı. Aynı kararda, aşırı kalabalık ve yetersiz koşullardaki cezaevi uygulamasının AİHS’nin 3. maddesi anlamında aşağılayıcı muamele oluşturduğu da saptandı. Bu kararlar, teknik hukuki dilin ötesinde, on binlerce vatandaşın hukuki statüsünü, sosyal güvencesini ve mesleki geleceğini doğrudan etkileyen yapısal bir sorunun göstergesidir: KHK meselesi, bugün Türkiye’nin önündeki en köklü hukuk devleti sorunlarından biri konumundadır.Bu noktada önemli bir saptama yapmak gerekir. AİHM kararları, Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden doğan bağlayıcı yükümlülükleri yansıtmaktadır. Ancak çözümü yalnızca uluslararası yargı baskısına bağlamak, sorunun iç hukuk boyutunu göz ardı etmek anlamına gelir.

KHK mağduriyetleri, önce ve öncelikle Türkiye’nin kendi hukuk düzeninin çözmesi gereken bir sorundur. Gerekli adımların Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, yargı salonlarında ve idari mekanizmalar aracılığıyla atılması, hem hukuki zorunluluk hem de kamu yararının bir gereğidir. Bugün ülkemizde KHK sürecinin yarattığı mağduriyet tablosu çok boyutludur. Eğitimden kamu hizmetine, sosyal güvenlikten aile bütünlüğüne kadar uzanan bu mağduriyetler, yıllardır bireysel başvuru mekanizmalarının yetersizliği, yargısal denetimin etkin işlememesi ve iddia edilen ihlallere karşı etkili bir iç hukuk yolunun bulunmaması nedeniyle derinleşmektedir. Bir kişinin uzun yıllar boyunca herhangi bir bireysel eylem tespiti yapılmaksızın toplu ihraç kararnamelerine muhatap kılınması; ardından işini, sosyal güvencesini ve toplumsal statüsünü yitirmesi, yalnızca o kişiyi değil, aile bireylerini de doğrudan etkileyen ağır bir hak ihlaline zemin hazırlamaktadır. Bu etkilerin çocuklara kadar sirayet ettiği son olayda somut biçimde görüldü. Kahramanmaraş’taki okul saldırısında hayatını kaybeden KHK’lı bir babanın oğlu Yusuf Tarık Gül’ün cenazesi, devlet protokolünden yoksun bırakıldı. Çocuğun babasının KHK’lı olmasının bu farklı muameleye yol açtığı tartışmaları TBMM gündemine taşındı. Bir hukuk devletinde idari bir tedbirin, bireyin ölümünden sonra dahi etkisini sürdürmesi, o tedbirin kapsamının ve uygulanma biçiminin ciddi biçimde sorgulanmasını zorunlu kılmaktadır. Hukuki açıdan değerlendirildiğinde, AİHM içtihadının altını çizdiği ilkeler, Türkiye’nin kendi hukuk sisteminin de benimsediği değerlerden ibarettir: savunma hakkı, kanunilik ve öngörülebilirlik ilkesi, etkili yargı denetimi, masumiyet karinesi, ayrımcılık yasağı. Bu ilkelerin KHK uygulamalarında sistematik biçimde gözetilmediğine dair AİHM tespitleri, Türkiye’nin iç hukuktaki boşlukları kendi mekanizmalarıyla gidermesini zorunlu kılmaktadır. Yalçınkaya ve ardından gelen kararlarda belirlenen ölçütler; bireyselleştirilmiş delil değerlendirmesi, suç kastının somut olgulara dayanması ve geriye dönük cezalandırma yasağı, iç hukuk uygulamasında da karşılık bulmalıdır.Çözüm, bağımsız ve etkin bir inceleme mekanizmasının yeniden kurulmasını, bireysel başvuru yollarının işlevsel hale getirilmesini ve mağduriyetlerin giderilmesine yönelik şeffaf ve denetlenebilir bir hukuki sürecin tesisini gerektirmektedir. Kapatılan komisyon sürecinin ardından ihraç kararlarına karşı etkili bir iç hukuk yolunun fiilen ortadan kalkmış olması, bu ihtiyacı daha da acil kılmaktadır.

KHK mağduriyetleri, çözümsüz kaldığı her yıl daha derin hukuki ve toplumsal sonuçlar doğurmaktadır. AİHM sürecinin Türkiye’ye sunduğu fırsat, kendi hukukunu kendi değerleriyle uyumlu hale getirme fırsatıdır. Asıl kararın bu topraklarda, iç hukuk mekanizmaları aracılığıyla verilmesi hem hukuki zorunluluk hem de uzun vadeli kamu yararının bir gereğidir.