🤝 Birlikte daha güçlüyüz. ⚖️ Adalet, uygulanırsa adalettir. 🚨 İhlaller bireysel değil, sistemseldir.
🤝 Birlikte daha güçlüyüz. ⚖️ Adalet, uygulanırsa adalettir. 🚨 İhlaller bireysel değil, sistemseldir.

İhraç

Aşağıda yer alan bölüm, OHAL döneminde uygulanan KHK ihraçlarının nasıl, hangi usullerle ve hangi kapsamdagerçekleştirildiğini; sayısal veriler, kurumsal dağılımlar ve hukuki sonuçlarıyla birlikte ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu çerçevede yalnızca ihraç edilen kişi sayıları değil, savunma hakkının askıya alınması, idari ve cezai süreçlerin iç içe geçirilmesi ve ihraçların fiili etkileri de bütüncül bir şekilde ele alınmaktadır.

İşten Çıkarılma Süreci ve Uygulama Biçimleri

15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından ilan edilen olağanüstü hal (OHAL) döneminde, 2016-2018 yılları arasında toplam 33 adet Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çıkarılmıştır. Bu KHK’lar kapsamında yaklaşık 125.000 kamu görevlisi görevlerinden ihraç edilmiştir. Bunun yanı sıra HSYK/HSK kararlar ile de 4.500’den fazla hakim ve savcı meslekten ihraç edilmiştir.

Bu süreçte, 42 farklı karar ile 200’den fazla farklı kurum ve meslekten 134.258 kişi meslekten ihraç edilmiştir.

  • Toplam ihraç edilen kişi sayısı: 134,258
  • Toplam KHK ve HSYK/HSK karar sayısı: 42
  • Toplam meslek sayısı: 229
  • Toplam kurum sayısı: 218

İhraç işlemleri, Resmi Gazete’de yayımlanan listeler aracılığıyla gerçekleştirilmiş ve çoğu kişi haklarında herhangi bir soruşturma veya kovuşturma başlatılmadan görevlerine son verilmiştir. Ayrıca, 667 sayılı KHK’nın verdiği yetki ile kamu kurumları binlerce personeli idari kararlar ile ihraç etmiştir.

İşten çıkarma sürecinin en tartışmalı yönlerinden biri, bireylere önceden herhangi bir bildirimde bulunulmaması ve savunma hakkı tanınmamasıdır. Birçok kişi, sabah işe giderken Resmi Gazete’de isimlerini görerek veya ilgili kurumdan aldıkları bir telefon ile işsiz kaldıklarını öğrenmiştir.

Hangi Kurumlar Etkilendi?

KHK ile ihraç edilen kamu görevlilerinin dağılımı farklı sektörlere yayılmıştır. En fazla etkilenen kurumlar arasında Milli Eğitim Bakanlığı (öğretmenler ve eğitim personeli), yükseköğretim kurumları (akademisyenler), Emniyet Genel Müdürlüğü (polisler), Türk Silahlı Kuvvetleri (subay ve astsubaylar), yargı mensupları (hâkim ve savcılar) yer almaktadır.

Bunun yanı sıra, sağlık personeli, belediye çalışanları, valiliklerde görevli memurlar ve diğer idari personel de ihraçlardan payını almıştır. Her kurumda farklı oranlarda ihraçlar gerçekleşmiş olsa da, ortak nokta tüm bu bireylerin mesleki hayatlarının aniden sona ermesi ve gelecekleri hakkında büyük belirsizliklerle karşı karşıya kalmaları olmuştur.

En çok kamu görevlisi ihraç edilen ilk 10 kurum:

  1. MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI: 34393
  2. EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ: 32093
  3. ADALET BAKANLIĞI: 11604
  4. SAĞLIK BAKANLIĞI: 7755
  5. KARA KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI: 6837
  6. MAHALLİ İDARELER: 4219
  7. JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI: 4105
  8. HAVA KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI: 3964
  9. DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI: 3330
  10. DENİZ KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI: 2400

 

En çok ihraç gerçekleşen ilk 10 meslek:

  1. Öğretmen: 34063
  2. Polis Memuru: 21424
  3. Subay: 8775
  4. Astsubay/Uzman Çavuş: 8707
  5. Komiser Yardımcısı: 4885
  6. Memur: 4363
  7. Zabıt Katibi: 3116
  8. Hakim: 3035
  9. Mühendis: 2271
  10. İnfaz ve Koruma Memuru: 2187

Yukarıdaki rakamlara kamu kurumlarının 667 sayılı KHK’nın verdiği yetki ile aldıkları idari kararlarla ihraç edilen kişilerin sayısı dahil değildir. Çünkü bu kararlar kamuoyuna açıklanmadığı için net bir sayı vermek zor olsa da rakamın 50.000’den fazla olduğu tahmin edilmektedir.

İşten Çıkarma Usulleri ve Savunma Hakkı Sorunu

KHK ile yapılan ihraçların en ciddi hukuki eleştirisi, bireylere savunma hakkı tanınmadan, herhangi bir soruşturma veya yargılama süreci olmaksızın gerçekleştirilmiş olmasıdır. Bu durum, Anayasa’da güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve masumiyet karinesine açık bir aykırılık teşkil etmektedir.

Normalde bir kamu görevlisinin görevine son verilebilmesi için disiplin soruşturması açılması, bireyin savunmasının alınması ve yetkili kurullarca karar verilmesi gerekmektedir. Ancak KHK ihraçlarında bu süreçlerin hiçbiri işletilmemiş, listeler doğrudan Resmi Gazete’de yayımlanarak uygulamaya konulmuştur.

Birçok kişi, ihraç edilme nedenlerini dahi öğrenememiş, hangi suçlamayla karşı karşıya olduklarını anlayamamıştır. İtiraz mekanizmaları sınırlı kalmış, Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu’na yapılan başvurular uzun süreçler ve belirsizliklerle sonuçlanmıştır. Bu süreç, hukuk devleti ilkesi açısından ciddi sorunlar yaratmıştır.

Disiplin ve Ceza Hukuku İlişkisi

Kamu görevlilerinin görevine son verilmesi, normalde disiplin hukuku kapsamında değerlendirilir ve belirli prosedürler gerektirir. Ancak KHK ihraçları, idari bir tedbir olarak sunulsa da, ceza hukuku alanındaki yaptırımları andıran sonuçlar doğurmuştur. Kişilerin mesleklerini icra etmelerinin engellenmesi, sosyal güvenlik haklarının askıya alınması ve seyahat özgürlüklerinin kısıtlanması gibi yaptırımlar cezai nitelik taşımaktadır.

Disiplin hukukunda, kişinin eylemi ile uygulanan yaptırım arasında orantı olması ve ölçülülük ilkesinin gözetilmesi esastır. Ancak KHK ile yapılan uygulamalar, bu ilkeye aykırı biçimde, herhangi bir bireysel değerlendirme yapılmadan toplu olarak gerçekleştirilmiştir. Bu durum, disiplin hukuku ve ceza hukuku arasındaki sınırların bulanıklaşmasına yol açmıştır.

Hukuki Tartışmalar: İdari Tedbir mi, Cezalandırma mı?

KHK ile yapılan ihraçların hukuki niteliği konusunda ciddi tartışmalar bulunmaktadır. Resmi söylem, bu uygulamaların “idari tedbir” olduğunu ve darbe girişimiyle mücadele kapsamında zorunlu olduğunu savunmaktadır. Ancak hukukçular, insan hakları savunucuları ve uluslararası kuruluşlar, bu ihraçların fiilen cezalandırma niteliği taşıdığını belirtmektedir.

İdari tedbir olarak kabul edilse bile, bu tedbirlerin ölçülülük, gereklilik ve orantılılık ilkelerine uygun olması gerekmektedir. Ancak uygulamada, bu ilkeler gözetilmemiş, bireysel değerlendirme yapılmadan toplu ihraçlar gerçekleştirilmiştir.

Ayrıca, ihraç edilen birçok kişi hakkında ceza soruşturmaları başlatılmış ve KHK’lıların neredeyse tamamı terör suçu kapsamında kovuşturmalarla karşılaşmıştır. Ceza soruşturma ve kovuşturmalarında, “KHK’lı olmak” sorşturma ve hatta mahkumiyet nedeni olarak gösterilirken, ihraçlara ilişkin OHAL Komisyonu ve idare mahkemelerindeki itirazlarda “hakkında ceza soruşturması olması” veya  “ceza davasında mahkumiyet almış olmak” red gerekçesi sayılmıştır. Dolayısı ile idari ve cezai tedbirlerin bir kısır döngüsü içine hapsedilen KHK’lılar için hak arama imkanları fiiliyatta imkansıza yakın bir seviyeye ulaşmıştır.

Tartışmanın bir diğer boyutu da, KHK ihraçlarının kalıcı mı yoksa geçici mi olduğu konusundaki belirsizliktir. Gerçekte,, OHAL dönemi sonrasında çıkarılan kanunlar ile OHAL ve KHK süreci kalıcı hale getirilmiştir.