Ülkemizin uzun yıllardır içinde bulunduğu güvenlik, hukuk ve toplumsal barış krizinin kalıcı biçimde aşılabilmesi, yalnızca silahların susmasıyla, yalnızca siyasi açıklamalarla veya yalnızca dönemsel düzenlemelerle mümkün değildir. Kalıcı barışın, toplumsal huzurun ve ortak geleceğin gerçek zemini; hukuk devleti, adil yargılanma hakkı, masumiyet karinesi, suç ve cezanın şahsiliği, bağımsız yargı ve temel hakların herkes için güvence altına alınmasıdır.
Bizler, KHK’lılar olarak yıllardır yalnızca işimizi, mesleğimizi, sosyal haklarımızı veya itibarımızı geri istemiyoruz. Elbette haksız ihraçların, hukuka aykırı fişlemelerin, mahkeme kararlarına rağmen uygulanmayan iade süreçlerinin, adil yargılanma hakkı ihlallerinin, güvenlik soruşturması adı altında sürdürülen keyfî dışlamaların ve aileleriyle birlikte cezalandırılan yüz binlerce insanın mağduriyetinin giderilmesini talep ediyoruz. Ancak talebimiz sadece bundan ibaret değildir.
Bizim talebimiz, herkes için hukuktur.
Çünkü dün KHK’lılara karşı askıya alınan hukukun, bugün başka kişi ve gruplar için de askıya alınabileceğini biliyoruz. Dün “iltisak”, “irtibat”, “güvenlik riski” gibi belirsiz ve denetlenemez kavramlarla insanların hayatları karartıldıysa, bugün aynı belirsizliklerin başka yurttaşların da kapısını çalması mümkündür. Bir ülkede mahkeme kararları uygulanmıyorsa, hiç kimsenin hakkı gerçek anlamda güvence altında değildir. İnsanlar bugün adil yargılanma hakkından mahrum bırakılıyorsa, yarın aynı hukuksuzluğun başkaları için de tekrarlanmayacağının hiçbir garantisi yoktur. İdare, yargı kararlarına rağmen kişileri görevine iade etmiyor, çalışma hakkını tanımıyor ve hukuki kazanımları fiilen sonuçsuz bırakıyorsa, bu mesele yalnızca KHK’lıların değil, doğrudan hukuk devletinin meselesidir.
Bu nedenle biz, meselemizi dar bir mağduriyet alanı olarak değil, Türkiye’nin hukuk devleti sınavının en somut göstergelerinden biri olarak görüyoruz.
TBMM çatısı altında hazırlanan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunda da ifade edildiği üzere, Türkiye’nin geleceği bakımından kamu düzeninin korunması ile hak ve hürriyetlerin genişletilmesi birbirinin alternatifi değil, birbirini tamamlayan zorunlu unsurlardır. Raporda, idari ve hukuki düzenlemelerin açık, öngörülebilir ve hukuka bağlı şekilde yapılması gerektiği; toplumsal güvenin ise ancak Meclis denetimi, hukuki belirlilik ve adalet duygusunun güçlendirilmesiyle tesis edilebileceği vurgulanmıştır. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının eksiksiz uygulanması, hukuk devleti niteliğinin güçlendirilmesi bakımından vazgeçilmezdir. Aynı şekilde, şiddet içermeyen hiçbir fiilin terör suçu kapsamında değerlendirilmemesi; suç isnadının ancak somut delile, bireyselleştirilmiş sorumluluğa ve adil yargılanma güvencelerine dayanması gerekir. Raporda ortaya konulan bu yaklaşım, yalnızca belirli bir siyasi veya toplumsal sürecin değil, bütün yurttaşlar için hukuk devletinin yeniden inşasının temel ilkesi olarak görülmelidir.
Bu çerçevede KHK’lıların gündemi, yalnızca “göreve dönüş” ya da bireysel hakların iadesi meselesi değildir. Gündemimiz; hukuki güvenliğin yeniden tesis edilmesi, idarenin yargı kararlarına eksiksiz uyması, takipsizlik ve beraat kararlarının fiilen sonuç doğurması, yeniden yargılama süreçlerinin başlatılması ve adil yargılanma hakkının bütün sonuçlarıyla hayata geçirilmesidir. Bunun yanında aile bireylerinin kolektif biçimde cezalandırılmasına son verilmesi, sosyal ölüm anlamına gelen fişleme ve dışlama uygulamalarının kaldırılması, çalışma hakkı ve kamu hizmetine erişim başta olmak üzere temel hakların keyfî biçimde engellenmemesi ve herkesin hukuk önünde eşit yurttaş olarak kabul edilmesi temel taleplerimiz arasındadır.
Ayrıca Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunun değerlendirme bölümlerinde de işaret edildiği üzere, kamuoyunda “KHK mağduriyeti” olarak bilinen, özellikle yargı kararlarının uygulanmamasından kaynaklanan sorunun giderilmesi sürece olan güveni artıracaktır. Bu tespit son derece önemlidir. Çünkü bir ülkede mahkeme kararı verilmiş, takipsizlik veya beraat kararı alınmış, Danıştay ya da idare mahkemeleri tarafından hukuka aykırılık tespit edilmiş olmasına rağmen idare bu kararların gereğini yerine getirmiyorsa, orada yalnızca bireysel mağduriyet değil, doğrudan hukuk devleti krizi vardır.
Bizler, KHK’lılar olarak, bu konuları siyasi partilere, hukukçulara, akademisyenlere, sivil toplum kuruluşlarına, medya mensuplarına ve toplumun bütün kesimlerine anlatmayı temel sorumluluğumuz olarak görüyoruz. Amacımız, kendi acımızı sadece duyurmak değil; Türkiye’nin ortak hukuk zeminine katkı sunmaktır. Çünkü KHK meselesi çözülmeden, keyfî idari işlemlerle hayatları dağıtılmış insanların hakları iade edilmeden, mahkeme kararları uygulanmadan ve suçun şahsiliği ilkesi gerçek anlamda hayata geçirilmeden Türkiye’de tam bir normalleşmeden söz edilemez.
Bizim çağrımız bir imtiyaz talebi değildir.
Biz, ayrıcalık istemiyoruz. Hukukun herkes için işlemesini istiyoruz.
Biz, geçmişte yaşanan acıların inkâr edilmesini değil, hukuki sorumluluğun bireyselleştirilmesini istiyoruz.
Biz, kimsenin suçunun örtülmesini değil, suç isnadının delille, yargı kararıyla ve adil yargılanma güvenceleri içinde değerlendirilmesini istiyoruz.
Biz, devletin güvenlik kaygılarının yok sayılmasını değil, güvenlik politikalarının hukuk devleti sınırları içinde yürütülmesini istiyoruz.
Biz, yalnızca KHK’lıların değil; işçilerin, memurların, öğrencilerin, gazetecilerin, akademisyenlerin, siyasetçilerin, avukatların, iş insanlarının, farklı kimlik ve düşüncelere sahip tüm yurttaşların hukuk güvencesine sahip olduğu bir Türkiye istiyoruz.
Bu nedenle bugün siyasilere çağrımız şudur: KHK meselesini ertelemeyin, görmezden gelmeyin, dar siyasi hesapların konusu yapmayın. Bu meselenin, Türkiye’nin demokratikleşme ve hukuk devleti iddiasının merkezinde yer aldığı gerçeğiyle hareket edin.
Hukukçulara çağrımız şudur: Belirsiz kavramlarla, kolektif suçlamalarla, mahkeme kararlarının uygulanmamasıyla ve idarenin keyfî tasarruflarıyla oluşan bu büyük hukuksuzluğu hukuk tekniğiyle, insan hakları standartlarıyla ve anayasal ilkelerle görünür kılın ve takipçisi olun.
Akademisyenlere çağrımız şudur: KHK sürecini yalnızca bir dönem uygulaması olarak değil; hukuk devleti, idare hukuku, ceza hukuku, çalışma hakkı, sosyal dışlanma, aile hayatı ve insan onuru bakımından çok boyutlu bir toplumsal mesele olarak ele alın.
Topluma çağrımız ise şudur: Bugün KHK’lıların yaşadığı hukuksuzluk yalnızca onların meselesi değildir. Hukuk bir gün herkes için lazım olur. Bir ülkede bir kesimin hukuk güvencesi ortadan kalktığında, aslında herkesin hukuk güvencesi zayıflar. Bu gerçeğin bilinciyle KHK sorununun çözümüne katkı sağlayın.
Bizler, KHK’lılar olarak, kendi haklarımızı savunurken aynı zamanda Türkiye’de yaşayan herkes için hukuk, herkes için adalet, herkes için insan onuru talep ediyoruz. Çünkü hukuk yalnızca bize uygulandığında değil, bize benzemeyenlere, bizim gibi düşünmeyenlere, bizimle aynı geçmişi paylaşmayanlara da uygulandığında gerçek anlamda hukuktur.
Bugün yapılması gereken, KHK meselesini insani, hukuki ve demokratik bir zeminde çözmektir. Bunun için yerel mahkeme kararları ile AYM ve AİHM kararlarının eksiksiz uygulanması, takipsizlik ve beraat kararlarının idari sonuç doğurması, hukuka aykırı ihraçların giderilmesi, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması süreçlerinin keyfîlikten arındırılması, pasaport ve çalışma hakkı engellerinin kaldırılması, aile bireylerine yönelen dolaylı cezalandırma pratiklerine son verilmesi ve tüm bu sürecin Meclis denetimine açık, şeffaf, öngörülebilir bir yasal çerçeveye kavuşturulması gerekmektedir.
Türkiye’nin toplumsal barışa, demokratikleşmeye ve hukuk devletine ihtiyacı vardır. KHK’lıların talebi de tam olarak bu ihtiyacın bir parçasıdır.
Biz kendi hakkımızı isterken, herkes için hukuk istiyoruz.
Biz kendi mağduriyetimizin giderilmesini isterken, bir daha hiç kimsenin benzer mağduriyetler yaşamayacağı bir hukuk düzeni istiyoruz.
Biz sadece geçmişin yaralarının sarılmasını değil, geleceğin hukuk temelinde kurulmasını istiyoruz.
Çünkü adalet herkes için varsa adalettir. Hukuk herkes için işliyorsa hukuktur. Devlet, ancak bütün yurttaşlarına eşit, öngörülebilir ve adil davrandığında hukuk devletidir.
KHK’LI PLATFORMLARI BİRLİĞİ SÖZCÜSÜ
MÜNİR KORKMAZ
